"Genç adam uzaklaşırken rüzgâr dergâhın avlusunda son bir kez döndü. Sanki Mevlânâ’nın sesi şu sözlerle göğe yükseldi:
“Ben öldüğüm gün ağlamayın bana. Çünkü ben öldüğüm gün—doğdum.”
Ve o an Konya’nın sessiz taşları bile sanki yumuşamıştı. Bugün dünyanın farklı ülkelerinde binlerce insan Mesnevî okuma grupları kuruyor; bazıları çevrim içi toplantılarla bir araya geliyor. Bir ekranın ışığında dahi olsa, beyitler hâlâ aynı gücü taşıyordu:
“Dünle beraber gitti cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lâzım.”
Modern çağın dervişleri, belki de tarihte görülmemiş kadar kalabalıktı. Son Nefes: Zamanın Bittiği Yerde Bile Devam Eden Söz Bir ses, bir çağrı, bir nefes… Mevlânâ yüzyıllar önce Hakk’a yürüdü; ama sesi hâlâ her yürek sıkıştığında duyuluyordu. Belki bir şiir kitabında, belki bir konser salonunda, belki bir telefon ekranında…Dünya değişti, devletler çöktü, çağlar sona erdi…
Ama bir söz baki kaldı:
“Aşk, ölmez.”
Semâ döndükçe, Mesnevî okundukça, ney nefes aldıkça…Mevlânâ’nın ateşi de yanmaya devam edecekti. Ve epik destanın son satırları, sanki Mevlânâ’nın kendisi fısıldıyormuş gibi tamamlanıyordu:
“Ben size bir din bırakmadım, bir yol bıraktım…O yol, gönül yoludur. Gönül yaşayan oldukça, ben de varım.” Küçük Kandilin Işığı" İKİ GÜNEŞ BİR ŞEHİR MEVLANA VE ŞEMS ROMANINDAN"